Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

kolay gelsin


dün burcu kızlara iki tane kokoş eldiven almış; ama sabah naz huysuzlanıp takmak istemedi. ayaküstü, kapı önü kıymet bilmemek üzerine konuştuk.

sonrasında çocukluğumuzu hatırladım. torunlarına sırasıyla birşeyler örerdi anneannem. tabii bir ritüeli vardı bunun:

ne zaman yeni bir kazak, yelek, hırkaya başlayacak olsa, kimin için örüyorsa ona "haydi bir koşarak gel, kolay gelsin de" derdi. böylece örgünün hemen biteceğine inanırdı(k). koşan kişinin anneannem gözündeki tez canlılığı/ağır kanlılığı mı neden, yoksa hızlı/yavaş koşması mı bilinmez, artık kimin için örülüyorsa onun örgüsü uçar gider/sürünürdü nedense.

tüm bunlardan önceki hazırlık aşaması da keyifliydi. ç

ile halinde alınan ipliklerin yumak haline getirilmesi. iki kişi karşılıklı geçer, biri çile ipliği musti gibi ellerini öne doğru uzatarak geçirir, yukarı aşağı oynatarak ipin hızlı akıp gitmesine yardımcı olur; diğeri hararetle sarar, yumağı alttan üstten geçirerek takılan yerdeki düğümü açmaya çalışırdı; bir yandan da muhabbet demlenirdi.

bir de anneannem örgüyü kaptırmış giderken şişleri örgüden çıkarmak gibi ölümcül bir günah vardı ki cezai müeyyideye çarptırılmasak da zılgıtı yerdik.


0 görüntüleme

© AOY 2014