Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

ben gelmeyeceğim sen git


nüfus cüzdanında doğum hanesini ilk gördüğümde “ne yani büyükbaba sen şimdi 638 yaşında mısın?” diye sormuştum. anneannem de “nüfusa geç yazdırıldığını düşünecek olursan daha da yaşlı oğlum” demişti. 1341 yılında doğmuş (rumi 1925 yılına karşılık geliyor) bir insan daha ne kadar yaşlı olabilirdi, niye nüfusa geç yazdırılırdı aklım ermemişti.

21 ekim 1948’de 17 yaşındayken evlenmiş anneannem büyükbabamla. 65 yıldır süren bu evliliğe üç kız evlat, 7 torun, 10 torun çocuğu sığmış.

ilk torun olmam mıydı bilmiyorum ama annem-babam kadar emekleri vardır üzerimde. bir ergenin kavurucu öfkesini usulca yaklaşıp söndürmeyi biliyorlardı; bunaldığımda kaçıp saklandığım sığınaktı evleri. büyüdüğüme tanıklık ettiler.

benim tanıklığımsa daha başka: ben büyürken onlar çocuklaştılar; çocuklarım olduğundaysa artık bebek gibilerdi.

şubat tatilinde onlarla son kez görüşecekmişim gibi gittim konya’ya. koskoca bir ömrü birlikte geçirmiş, beraber yaşlanmanın şansını yakalamış iki insanın birbirlerini ne kadar sevdiklerine tekrar tanık oldum.

kırık omuzu iyileşemediği için kısmen yetebiliyor kendine anneannem. zehir gibi zekasını ve aklını büyükbabam için de kullanıyor artık. yıllarca her sabah sporunu yapan, yediğine içtiğine dikkat eden, av sevdasına dağ tepe aşan asker emeklisi büyükbabam ise ağır demansa teslim olmuş vaziyette. sözsüz, sessiz bir hayat sürüyor. yakın, uzak geçmiş yok. karanlıkta ne zaman çakacağı belli olmayan bir fener gibi gelip gidiyor hafızası. evinin dışındaki her yer huzursuz edici onun için. bir an önce kaçıp kurtulmak istiyor bulunduğu “yabancı” ortamlardan ve sığınmak istiyor o eve tıpkı en büyük torununun yıllar önce yaptığı gibi.

“ben gelmeyeceğim sen git” dediğinde anneannem elini uzatıp çaresizce bir bakışı, bakışmaları vardı ki... işte o bakışlarda gördüm sevdalarını.

haneke’nin insanın yüreğini dilim dilim doğrayan “amour” filminde anlattığı büyük aşk gibi...

#haneke

8 görüntüleme

© AOY 2014