Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

yaz


bitmeyen özlem nedeniyle kimsenin kendisine, ailesine, dostlarına özel küçücük dünyalar kuramadığı bir devirde çocukluğun romanını yazmaya kalkışıyor murat. birbirine değen, birbirinin yanından geçip giden insanları anlatıyor. onların aklından geçenleri, hayatın içinden kesip çıkartılmış anları, bugünle geçmişin bellekteki gibi karışmasını...

bunu yaparken anılar silinse de, zaman, her şeyi unutturacak bir hızla geçip gitse de, hayatın belli bir yerinde ardımızda bıraktığımızı sandığımız “kederin” bizimle kaldığını anlıyor.

tesadüfen tanıştığı emel’e duyduğu aşkı murat’ın ağzından anlatmış yaz’da kürşat başar. murat, öylesine bir özlem ve keder duyuyor ki “eğer dilimizde böyle bir imkan olsaydı, aslında iki sözcüğü birleştirmek isterdim: hayal ve özlem. çünkü hep gidenleri özledim. hayaller kurdum ve onları özledim.” diyerek dile getiriyor halini. onun için yaz, içinde bitmesini hiç istemediği eşsiz anlar ve aynı zamanda hiçbir şeyin, hiç kimsenin sonsuza dek onunla kalmayacağını anladığı ayrılıkların mevsimi.

“mızmız bir aşk” ve okuyanın içini kıyan bir dille anlatılmış bir roman olabileceği tereddüttü ve ön yargısıyla elime aldım; ama okudukça sevdim. bunu da kitaptan bir alıntıyla açıklayayım: “neden bazı kitapları çok sevdiğimi, bazılarından çok sıkıldığımı düşünürken, sevdiklerimin, okurken içimde garip bir kıpırtı, belli belirsiz bir coşku yarattığını anladım. buna “ruh” diyordum.”

son söz: “kelebek hiç ele gelir mi?”

#kürşatbaşar

0 görüntüleme

© AOY 2014