Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

Kesin Olan Dört Şey


20 Ocak’ta ABD’nin yeni başkanı olarak göreve başlayan Donald Trump’ın ilk on günkü icraatları gösterdi ki her zamankinden daha fazla ve dikkatle izlememiz gerekiyor Atlantik’in diğer yakasındaki gelişmeleri.

Bundan hareketle Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Michael Spence’in Project Syndicate’de yayınlanan “Popülist ekonomiler hakkında kesin olan dört şey” başlığıyla dilimize çevrilebileceğimiz yazısındaki tespitleri paylaşmak istedim. Şöyle diyor Spence:

Ekonomilerin küreselleşmesinin arkasında, ülkelerin ölçülü büyüme modellerinin başarısı olduğu görülür. Bu dinamik, II. Dünya Savaşı ve sonrasındaki 30 yılın en karakteristik özelliği olmuştur. Bu ülkelerin büyük çoğunluğunda büyüme oranları görece yüksek; fırsatlar bu ülkeler arasında paylaşılırken gelişmekte olan ülkelerin yükselişi de küresel eşitsizliği azaltır. Bu dönem, aynı zamanda küreselleşmenin en parlak dönemi olur.

Bu süreç 1970'lerde ve sonrasında da devam eder; fakat ardındaki büyüme modelleri değişir. Ekonomik küreselleşmeye eşlik eden işgücünün yer değişimi ve dijital teknolojilerin yükselişi ile beraber öne çıkan bu ekonomilerdeki orta sınıf imalat sanayi ortadan kalkarken, gelirler de durur. GSYH büyümeye devam etse de iş ve gelir kutuplaşmaları büyümeye devam eder bu süreçte. 1980 ve 1990'lar boyunca devam eden ve 2000'den sonra hızlanan bu yeni düzen, eşitsizliğin hızla yükselmesine ve küreselleşmenin temellerinin zayıflamasına neden olur.

Ülkelerin ise buna tepkileri farklılık gösterir. Bazıları eşitsizliği azaltmak için vergi sistemi, sosyal güvenlik ve etkin eğitim sistemleri için adımlar atar. Bu çabalar kültürel normlar, emeğin pazarlık gücü, işgücü ve işveren arasındaki güven düzeyi ile bireysel ve kurumsal zenginliklerin siyaset üzerindeki etkisiyle şekillenir.

Bu sorunların üstesinden gelmek hususunda zayıf olan ülkelerde –özellikle ABD ve Birleşik Krallık - gelir, servet ve fırsat eşitsizlikleri en uç noktaya gelir. Ekonomik pazarlık gücünü elinde tutanların konuya olan ilgisizliği ve buna önemli bir politik tepkinin olmaması, bu değişimden çok etkilenenler arasında derin öfkeyi ortaya çıkarır.

Birçok ülke gelir dağılımı sorununun yanında (Japonya, Avrupa'daki bazı bölgeler ve bazı gelişmekte olan ülkeler) zayıf büyüme ve kalıcı ve sürekli yüksek işsizlik ile mücadele etmek durumunda kalır. Avrupa örneğinde olduğu gibi bu sorunlara ilişkin çözüm ve düzenleme mekanizmaları az veya yetersiz kalır.

Gerçek, sürekli ama kapsayıcı olmayan büyümenin son yıllarda ekonomileri dönüştürdüğü yönünde. Bu gibi durumlarda, devreyi kesen siyaset oluyor. Toplumu kapsayıcılıktaki zaafiyet, uzun vadeli büyümede ve gelişmede yıkıcı etki bırakırken şiddet ve iç kargaşaya da yol açan bir eğilim sergilediğini ortaya koyduğunu göstermekte Dünya Bankası Büyüme ve Kalkınma Komisyonu’nun bir kaç yıl önce yayınladığı Büyüme Raporu.

İşleyen demokrasilerde siyasetin dramının genellikle seçim ve referandumla sınırlı kaldığı görülüyor - örneğin İngiltere’de AB’den ayrılmak için yapılan seçim ve ABD başkanlığını popülist söyleme sahip Donald Trump’ın kazanması gibi. Dışlanmış seçmenlerin, eksiklikler üreten sistemleri reddetmesi normal ve sağlıklı bir yanıt. Büyüme dinamikleri ve politikalarında derin bir değişim olmaz ise önümüzdeki birkaç yıl içinde Avrupa'da, özellikle Fransa, İtalya ve Almanya'da da benzer durumla karşılaşılabilir.

Seçmenleri mevcut sistemlerle ikna etmekte geç kalınmış olabilir, ancak etkili alternatifler oluşturmak için hala zaman var. Dünyada birçok kişi bu muazzam belirsizliğin üstesinden gelmek için temiz bir sayfa açmak zorunda olunduğunun da farkında. Önceki varsayımlar, önyargılar ve tabular bir kenara bırakıldığında, daha iyisini yapmak mümkün.

Bunlardan hareketle ABD ele alındığında, yeni büyüme modeli ve politikaları, çok taraflılığın reddedilmesi de dahil olmak üzere, iki taraflı ya da korumacılık lehine istikametini çevirirken aynı zamanda göç politikasında değişim; genişlemeci kamu yatırımları ve mali teşvikler; düzenleyici değişiklikler; vergi reformu; eğitim, öğretim ve sağlık hizmetlerinde arz yönlü tedbirleri getirdiği görülmekte. Tüm bu alanlarda riskler ve potansiyel fırsatlar olmakla birlikte sonuçları da tamamen uygulanacak bu politika paketine bağlı olacak.

Net olan birkaç şey var. İlk sırada yatırımlar, tüketici harcamaları, istihdamdaki büyüme beklentileri ve güven var. Beklentilerdeki iyimserlik, finansal piyasalara yansırken; birçok kişi mevcut varlık değerlemelerinin çok iyimser olduğuna inanmakta.

İkincisi, ABD'de nominal büyüme, enflasyon ve reel büyüme arasındaki denklemi Fed’in tutumu şekillendirecek ve bu Amerika'daki ve sonrasında varlık fiyatlarını etkileyecek.

Bir olasılık, artan kamu ve özel yatırımların, aşağı yönlü üretkenlik trendini tersine çevirerek, gerçek büyüme yaratması. Ancak, Kongre'deki tıkanıklık bu geri dönüşün önünde ve beklentiler üzerinde bir engel oluşturabilir.

Amerika'nın yeni büyüme modelinin üçüncü bir özelliği de büyük şirketlerin ABD içindeki itibarlarını korumak için baskı altına alınmış olması. Seçim kampanyasının öncesinde bile Trump, Meksika'da üretilen ürünleri ithalat vergileriyle tehdit etmek de dahil şirketlerin üretim merkezleri hakkındaki tercihlerini etkilemeye çalıştı. Üstelik bunu Twitter aracılığıyla şirketlerin marka imajını tehdit ederek yaptı.

Bazıları, Trump'ın çabalarının, uzun vadeli niceliksel etkiye sahip olma ihtimalinin sınırlı olduğunu düşündüğünü söyleyen Spence, bunda haklı olunabileceğini ancak kurumsal karar verme konusunda daha derin mesajlar gönderdiğini belirtiyor. Trump’ın kendi iş macerası, birden fazla iflas, yerine getirilmeyen yüklenici ve işçi ödemeleri gibi konuları içeriyor. Şu anda sermayenin, şirketlerin ve hissedarlarının menfaatlerini yükselten iş ve yatırım kültürünü değiştirmeye çalışırken emeğin göz ardı edilebileceğini söylüyor.

Dördüncü eğilim, dijital teknolojinin devam eden yürüyüşü. Şimdiye kadar Trump yönetimi, iş gücünün buna adaptasyonunu destekleme meselesine nasıl yaklaşacağına ilişkin az sayıda sinyal verdi.

Değerlendirmesini şu sözlerle bitiriyor:

Önümüzdeki birkaç ayda, ekonomik iyimserliğin yükselişinin sağlam olup olmadığı hakkında daha fazla bilgi edineceğiz. Trump'ın offshore ile mücadele etme çabalarının ya da büyüme ve istihdamı artırma çabalarının uzun vadeli bir etkisi olup olmadığını; korumacılığın hakim olup olmadığını anlayacağız. Ancak o zaman, Trump'ın Amerika için doğru ekonomik seçim olup olmadığını söyleyebiliriz.


57 görüntüleme

© AOY 2014