Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

Pizzayı yedik…


Neşe’nin kepek sorunundan sonra magazin basınından takip ettiğim memleketimizin bir diğer önemli derdi olan Bodrum’un güneşi altında lahmacun ve ayrana kaç para ödeyeceğimiz konusu bir ara ana akım medyanın da gündemine girmişti. 2015 sezonunda 75 TL’ye satılan lahmacun ve ayranın fiyatının 2016 sezonunda 118 TL’ye çıkmasını tartışıyorduk. Bunlar olmasa aslında dert üstü murat üstüyüz.

İşin magazin tarafını bir kenara bırakacak olursak, bir lahmacun-ayrana o kadar para ödenir mi, derken aslında aynı ya da benzer bir ürünle karşılaştırma yapıyoruz. Peki, iki pizza 135.000.000 (yazıyla yüz otuz beş milyon) dolar eder mi? 135 milyon dolarlık pizza neyle karşılaştırılır bilemiyorum ama bu soruyu bir ekonomiste soracak olursanız muhtemelen “marjinal faydasına bakarım” diye cevap verir; ama bakmayın siz onların öyle dediğine sonuçta akıl var, izan var:

Hiç iki pizza 135 milyon dolar eder mi?

Soru şimdilik bir kenarda dursun, ben size David Chaum’dan bahsedeyim. Elektronik imza, anonim iletişim, gizli dosya paylaşımı ve güvenilir dijital oylama gibi farklı konuları çalışıp çözümler üretirken her şeyi bir kenara bırakıp 1990 yılında internet tabanlı para sistemi olan DigiCash’i kurar. Şirket sonrasında iflas etse de bu girişim insanların zihnine dijital para fikrini yerleştirir.

Dijital para “çift harcama” diye nitelendirebileceğimiz problem nedeniyle insanların kafasını kurcalar. Bununla şunu kastediyorum, örneğin bilgisayarımızdaki elektronik postaları, fotoğrafları, videoları kopyalayıp dilediğimiz kişilere gönderebiliyoruz ama aynı şeyi para için yapmak mümkün değil. Para transferi gerçekleştirebilmek için bu transferi doğrulayacak aslında kendi içinde kapalı devre çalışan (Merkez Bankaları ve bankalardan oluşan) aracılara ihtiyacımız var.

Çözülemez olarak görülen bu problemi internetin de yaygınlaşmasıyla 2008 yılında Satoshi Nakamoto (tabi ki takma isim), blok zinciri (blockchain) yöntemiyle çözer.

Peki, nedir blok zinciri?

Bir hesap defteri/hareketini temsil eden bir veri yapısından bahsediyoruz blok zinciri ile. Bu altyapı ek devreler ve katmanlardan oluşuyor. Yapıdaki her hesap hareketi gerçekliğini korumak için dijital olarak imzalanıyor ve kimse bu kayda müdahale edemiyor. İşte bu dijital hesap defterleri bir ağ ya da altyapı üzerinden dağıtılarak bir hesap hareketi ile ilgili istenilen mutabakat sağlanıyor. Doğruluğu koruma altına alınmış hesap defterlerinin birer kopyası her katmanda bulunuyor.

Sisteme yeni bir hesap hareketi geldiğinde ya da mevcut bir hesap hareketi üzerinde değişiklik yapıldığında, altyapı üzerindeki tüm kayıtlarda belirli bir algoritma harekete geçerek bu yeni kaydın doğruluğunu kontrol ediyor. Kopyaların çoğu bu kaydın doğruluğunu onaylıyorsa, yeni bir blok zinciri sisteme dahil ediliyor. Eğer sistemdeki devrelerin çoğu yeni kaydı reddederse, bu hesap hareketi sisteme kaydedilmiyor. Bu dağıtılmış sistem sayesinde, blok zinciri tek bir merkezden kontrol edilmeye ihtiyaç duymadan etkili bir şekilde çalışabiliyor.

Bir blok zinciri sistemi, hangi şekilde çalışacağı ve mutabakata varmak için hangi mekanizmaları kullanacağı konusunda düzenlenebiliyor. Dolayısıyla sistem küçük gruplar arasındaki para akışında kullanılabileceği gibi çok fazla üyesi olan sistemlerde de kullanılabilme fırsatı veriyor. Nakamoto’nun kurallarını belirlediği ve çılgınlığa dönüşen, Bitcoin de milyonlarca üyesi ile yukarıda anlatmaya çalıştığım blok zinciri sistemini kullanan en büyük yapı.

Bütün gözler, sahne ışıkları Bitcoin’in üzerinde olsa da herkesin dikkat kesildiği yer, Bitcoin’in üzerinde çalıştığı blok zinciri yapısında; çünkü hayatımızda birçok şeyi kolaylaştırırken, onları değiştirip dönüştürmeye aday bir teknolojiden de bahsediyoruz aynı zamanda. Hangi kolaylıklar mı?

Herhangi bir otoriteye, aracıya ihtiyaç duymadan düşük maliyetle hızlı işlem gerçekleştirirken, bu işlemlerin pek çok farklı noktadan kontrol edilmesini sağlayarak sahtekârlık yapılması ihtimalini azaltıyor. Bir varlığın (aklınıza sadece para gelmesin elmastan, domuza uzanan geniş bir yelpaze var) hangi kaynaktan çıkıp hangi kişilerin elinden geçerek nereye, kimlere ulaştığı takip edilebiliyor.

Bu özellikleri ile bankacılıktan sigortacılığa, enerjiden sağlığa kadar birçok sektörü kökten değiştireceği iddia ediliyor. Özellikle farklı bankalar, tedarikçiler, aracılar ve para birimleri kullanan uluslararası ticaretin bu tip şeffaf ve güvenilir yapılar sayesinde yepyeni bir döneme gireceği savunuluyor. “Sahipsiz şirketler” göreceğimiz bile söyleniyor.

Blok zinciri teknolojisinin aracısız ödeme altyapısı kurgulanmasında, güvenli iletişim, güvenli veri depolama, toprak ve mülkiyet sahipliği kayıtları, akıllı sözleşmeler, sahtecilik ve kimlik hırsızlığını önleme, kimlik doğrulama ve milletvekili seçimleri için kullanılabileceği düşünülüyor.

Diğer taraftan blok zinciri açık kaynaklı bir sistem olması nedeniyle farklı yazılım grupları tarafından farklı şekilde kurgulandığı için bir standardın oluşturulamamış olması önündeki en büyük zorluk olarak görülüyor. Bunun ilk adımı olarak da açık kaynaklı farklı blok zinciri uygulamalarını tek çatı altında toplamak ve sektörler arasında para aktarımını sağlamak üzere Hyperledger adında dev bir altyapı oluşturulmak isteniyor. Konsorsiyumun üyelerine bakmak bile konunun ne kadar önemsendiği hakkında fikir veriyor.

İspanyol BBVA Bankası’nın raporu, Bitcoin başta olmak üzere neredeyse bütün dijital para birimlerinin temelini oluşturan blok zincir teknolojisinin yakın gelecekte merkezi bankacılık sisteminin yerini alabileceğini söylüyor. Sistemin ödeme yapısının bankalar lehine düşük maliyete neden olacağına dikkat çekilirken, yatırım araçlarının dijitalleştiği bir ortamda bunun kaçınılmaz olduğu belirtiliyor. Endişeler ise merkeziyetini kaybedecek olan finans sisteminde güvenilirliğini nasıl sağlanacağı üzerine.

Credit Suisse’in yayımladığı raporda blok zincirin en çok ödeme sistemleri ve kart işlemlerine yarayacağı belirtilirken en büyük etkisinin finansal hizmetler, döviz alım satımı, ticaret sonrası ödeme alanlarında olacağı bekleniyor. Finansal hizmetler için maliyetlerin düşmesi, hizmet götürülemeyen alanlara ulaşılması ve daha detaylı veri analizi gibi avantajları da dile getiriliyor.

Gelelim konunun ekonomiyi de ilgilendiren tamamen “duygusal” kısmına.

Hesap birimi olduğu kadar değişim ve değer saklama aracı da olan paraya üstünde yazan karşılığı garanti eden onu basan devletin gücü. Peki, arkasında hiçbir devlet ve güç bulunmayan bir para biriminin yaşama şansı var mı? Blok zinciri üzerine kurulmuş Bitcoin ve onun üzerinden yürüyen tartışmalara bu açıdan bakmakta fayda var.

Karşımızda bir merkezden yönetilmeyen ve devlet politikalarından etkilenmeyen bir para var; bir Merkez Bankası, bir darphane, bir devlet yok. Tamamen dijital bir para birimi olduğundan saklama ve harcama da yazılım tabanlı. Ya doğada altın aramanın dijital karşılığı olan Bitcoin madenciliği ya da “çıkarılmış” Bitcoinleri günlük değerinden satın alarak sahip olabileceğiniz bu dijital paranın, çıkarılıp ve dolaşıma sokulacak miktarı 21 milyon adet ile sınırlandırılmış durumda ve bugüne kadar yaklaşık 17 milyonu çıkarılmış durumda. Mevcut algoritmaya göre kalan dört milyonu çıkarmak ise üretim algoritması nedeniyle oluşturulan her parada biraz daha zorlaşıyor. Süreç böyle devam ederse giderek karmaşıklaşan bu emeği karşılamak için dünyanın dört bir yanında çalışan bilgisayarlar 350 megawatt, diğer bir ifadeyle 2020 yılında Danimarka’nın toplam enerji tüketimi kadar elektrik tüketiyor olacak.

Bitcoin’in kuruşuna Satoshi denilirken, klasik para birimlerinden farklı olarak bir Bitcoin 100 değil 100 milyon Satoshi. Yani yüz milyonda biriyle bile işlem gerçekleştirilebiliyor. Her ne kadar en popüleri Bitcoin olsa da bugün dünyada blok zinciri modeline göre çalışan irili ufaklı yüzlerce (1429 adet) kripto para var.

Bitcoin’in biteceğini düşünenler olduğu kadar yükselişinin yeni başladığını söyleyenler de var.

Karşı çıkanlar ilk olarak resmi para birimi olmamasını ve ilişkilendirilmiş bir faiz oranının bulunmamasını söylüyor. Bir ödeme ağı olmakla birlikte ölçeklendirilmesinin güç olduğunu; günlük ortalama Bitcoin transferinin (3 milyar Dolar), döviz piyasalarında gerçekleşen ortalamanın (5,4 trilyon Dolar) çok gerisinde kaldığını belirtiyor. Örneğin JP Morgan CEO’su Jamie Dimon bankacılık sektörü için ‘sahtecilik’ olarak görüyor. Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, “Bitcoin sadece kanun boşluklarından yararlanmayı önleme potansiyeli açısından faydalı olabilir fakat herhangi bir faydalı sosyal işlevi yok. Bitcoin yasa dışı ilan edilmeli.” derken, 2013 yılında Nobel ekonomi ödülü alan Robert Shiller ise, hükümet ve düzenleme karşıtı bir yapısı olduğu için Bitcoin’in bazı yatırımcılara hitap ettiğini söylüyor.

Bitcoin ve benzeri kripto paralarının bulunduğu zeminin tehlikeli bir şekilde kaygan olduğunu belirtenler böyleyken, savunanlar ise internetin yok olacağına inanıyorsanız Bitcoin’in de yok olacağını düşünebilirsiniz diyor.

Örneğin bir diğer yatırım bankası Goldman Sachs, J.P. Morgan’dan farklı düşündüğünü “Setlcoin” isminde blok zincir tabanlı bir dijital para birimi için patent başvurusu yaparak ortaya koymuş durumda. Geçtiğimiz yılın 10 Aralık tarihinde Şikago Opsiyon Borsası(CBOE), 18 Aralık’ta ise Amerika’nın en büyük vadeli işlem borsası CME Group Bitcoin vadeli işlemlerine başlayacağını duyurdu. Dünyanın teknoloji borsası olarak kabul edilen Nasdaq ise 2018’de başlamayı planlıyor.

Gidişat, arkasında bir devletin bulunduğu kripto paraların çok daha kolay kabul göreceği bir yöne doğru. İlk olarak Bitcoin ve onun altyapısını sağlayan blok zincir temelli girişimleri düzenlemek üzere G20 ülkelerinin Finansal İstikrar Kurulu çalışmalara başlayacakları duyuruldu. Merkez Bankalarının tutumu bu noktada daha da önemli hale geliyor; ama görünen orada da durumun karışık olduğu:

Amerikan Merkez Bankası FED’in olaya pek sıcak bakmadığı biliniyor. Bitcoin teknolojisiyle ilgili bir takım teknik sorunlar olduğunu, ‘kontrol ve risk yönetiminin hayati önem taşıdığını’, kripto parada mahremiyet konusunun sorun olabileceğini dile getiriyor; ama yine de ‘düşünülmeye değer’ bir konu olarak değerlendiriyor. Avrupa Merkez Bankası ECB ve Alman Merkez Bankası Bundesbank dijital para birimlerine yatırım yapma konusunda temkinli yaklaşırken, Bitcoin’in bir para birimi olmadığını, 17. yüzyılda Hollanda’da yaşanan ‘lale çılgınlığı’na atıfta bulunularak, ‘balon’ olduğu uyarısında bulunuyor. Çin Merkez Bankası (PBOC) kendi kripto para birimini geliştireceğini duyururken, Bitcoin’in arkasındaki blok zinciri teknolojisini kullanarak ülkedeki para akışını ve para arzını yönetip kontrol etmeyi planlıyor.

Hollanda, Finlandiya, İsveç ve Norveç Merkez Bankaları ise kripto paralar konusunda öncü olan ülkeler. Örneğin Hollanda Merkez Bankası DNB, sistemin işleyişini daha iyi anlamak için üç yıl önce kendi kripto para birimi olan DNBcoin‘i tedavüle koymuş durumda. Araştırmanın sonuçları, blok zinciri teknolojisinin karmaşık finansal işlemlere ‘doğal şekilde uygulanabilir’ olabileceğine işaret ediyor. Uluslararası Ödemeler Bankası BIS de politika yapıcıların kripto paraların büyümesini görmezden gelemeyeceğini, kendisinin de ileride dijital para birimi tedavülü koymayı düşünebileceğini söylüyor.

Türkiye’de ise ilk kez geçen yıl Ekim ayında Merkez Bankası (TCMB) dijital teknolojileri ve bunların yarattığı etkileri incelemek üzere bir çalışma başlattığını duyurdu. Geçtiğimiz hafta Perşembe günü ise Hazine Finansal İstikrar Komitesince, kripto paralara ilişkin düzenlemelerin geliştirilmesi için bir çalışma grubunun oluşturulmasına karar verildiği açıklandı. Muhtemelen önümüzdeki dönemde blok zinciri uygulanmalarının tartışılacağını ve bu alanın düzenlenerek kararlar alınacağını göreceğiz.

Sonuç olarak gelecekte blok zincir teknolojisine dayanan, merkez bankalarının kontrolünde, bankacılık sistemi tarafından benimsenen ve arkasında bir devlet güvencesi olan dijital para fikri çok uzakta değil ama bunun Bitcoin olmayacağı da kesin. Nasıl ki fiyat istikrarını temel alan ve enflasyon hedeflemesi uygulayan hiçbir merkez bankasının volatilitesi yüksek bir para istemez; hiçbir ticaret erbabı da değeri bir gün 1 dolar, ertesi gün 5 dolar, bir sonraki gün 15 dolar olacak bir para üzerinden mal alıp satmak istemez.

Yazıyı bağladığımı düşünüyorsunuz ama hala sorduğum sorunun cevabını vermedim. İki pizza 135 milyon dolar olur mu, diye sormuştum.

Olmuş!

Bitcoin ile yapılan ilk işlemlerin birinde 10.000 (onbin) Bitcoin ile iki adet büyük boy pizza alan iki yazılımcı şimdiden efsane olmuş vaziyette. Her yıl 22 Mayıs tarihinde kutlanan Bitcoin Pizza Günü’nde Bitcoin topluluğu bu olayı anıyor. Bu yazıyı yazdığım sırada bir Bitcoin yaklaşık 13.500 dolar civarındaydı.

Varlık fiyatlarının sürekli yükseldiği durumlarda akla ilk gelen, bir balon mu oluşuyor sorusu. Bitcoin ile bu soru daha da anlamlı hale geliyor.

Nasıl ki dot.com balonunun patlamasıyla ortalık toz duman olmuş, ardından ayakta kalanlar (Amazon, Google, eBay) ve sonrasında bunlara eklenenler (Alibaba vb.) yerlerini sağlamlaştırdıkları gibi iş yapış şekillerini kökünden değiştirmişse Bitcoin çılgınlığın ardından da geriye böyle bir tortu kalacak gibi. Acaba bu tortunun değiştireceği para kavramı mı olacak, bankacılık mı yoksa merkez bankacılığı mı?

Yazının başlığını, magazin tarihimizin efsane repliklerinden birinden apartıp gerisini getirmemem biraz da bu yüzden.

Pizzayı yedik, bekliyoruz.

Güzel bir hafta dileklerimle.

Kaynaklar:

  1. https://www.esma.europa.eu/press-news/consultations

  2. https://www.coindesk.com/category/technology-news/bitcoin/

  3. https://www.theguardian.com/technology/bitcoin

  4. https://www.ft.com/bitcoin

  5. https://webrazzi.com/etiket/bitcoin/

  6. https://www.dunyahalleri.com/tag/bitcoin/

  7. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/m-serdar-kuzuloglu/yilda-100-kat-kazandiran-yatirim-1159236/

  8. http://bitlegal.io/

  9. http://www.bitcoinblockhalf.com/

  10. https://coinmarketcap.com/all/views/all/

  11. http://therealasset.co.uk/digital-money-infographic/

  12. https://bitcoincharts.com/

  13. http://money.cnn.com/infographic/technology/what-is-bitcoin/

  14. http://therealasset.co.uk/digital-money-infographic/


126 görüntüleme

© AOY 2014