Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

Arpacıya Borç Eden...

Ekonomik büyümeyi, krediye bağımlı hale getiren anlayışın elinde başka bir çözüm olmadığını sürekli aynı döngüyü yaşamamızdan görmekteyiz.


Hafta başında 2020 yılı 3. çeyrek büyüme rakamları açıklandı. Türkiye ekonomisi yıllıkta beklentilerin üzerinde yüzde 6.7, çeyreklik bazda ise (mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış) yüzde 15.6 rekor büyüme kaydetmiş olsa da zarftan ziyade mazrufa bakmanın daha doğru olduğunu "Hacı emmim eşeğe bindi, ayakları yerde gider!" diyerek anlatmaya çalışmıştım.


Zarfa baktığımızda tüketim, yatırım ve stok değişiminin büyümeye toplamda 15.8 yüzde puan katkı verdiğini, net ihracatın ise büyümeyi 9.1 puan aşağıya çektiğini görmüştük.

Mazrufa baktığımızda ise büyümenin arka planında kredi gazıyla yükseltilen bir ekonomi ve iktisat politikası tercihinden bahsetmiştim.


Bugün, bu tercihin ekonomiyi nereye sürüklemekte olduğunu, bizi neyin beklediğini bir başka rapor üzerinden anlatacağım.


***


Düzenleyici otoritenin aktif rasyosu gibi bir uygulamayı devreye alarak bankaları kredi vermeye zorlamasının da etkisiyle özellikle konut ve tüketici kredi faizlerinde yaşanan düşüş bir yandan tüketim harcamalarını artırırken, ithalatı da hızlandırdığını gördük. Sonucu ise enflasyon (kur etkisini de ihmal etmeden) ve cari açık yaratan ama istihdam yaratamayan bir büyüme rakamı oldu.


Kredileri coşturarak büyümenin sürdürülemez olduğunu, açtığı yara izlerini TCMB’nin 27 Kasım’da yayımlamış olduğu Finansal İstikrar Raporu’ndan (FİR) izlemek mümkün.


Salgın döneminde gelir kaybına uğrayan ihtiyaç sahiplerine yönelik yapılan 60 ay vadeli ve bir yıl ödemesiz dönemli ihtiyaç kredisi kampanyalarıyla ihtiyaç kredisi ortalama vadelerinin 40 ayın üzerine çıktığını; tüketici kredisi alt kırılımına bakıldığında, sektörde uygulanan kampanyalar neticesinde konut kredisi faizlerinin Haziran ayında yıllık yüzde 10’un altında gerçekleştiğini belirtiyor rapor.


FİR, kredilerle ile ilgili bir başka can sıkıcı gerçeğin altını ise utangaç bir şekilde çiziyor: Tahsili Gecikmiş Alacaklar (TGA) problemi. TCMB, rakamları açıkça yazılmak yerine “TGA Bakiyesi ve Bileşenleri” grafiğinde göstermiş.

Grafikten, yakın izlemedeki kredilerin 360 milyar TL, TGA bakiyesinin ise 150 milyar TL olduğunu görmekteyiz. BDDK verilerine göre 25 Eylül itibariyle bankaların kullandırdığı toplam kredi tutarı 3.52 trilyon TL.


Bu durumda TGA’nın toplam kredilere oranı yüzde 4.3, yakın izlemedeki kredilerin toplam kredilere oranı ise yüzde 10.2 olmaktadır. Yani sorunlu kredilerin toplam kredilere oranının yüzde 14.5 olduğunu ve bankaları zorlayacak bir riskin kapı önünde beklediğini söyleyebiliriz.[1]


Rakamlar, bankalar için önümüzdeki dönemin kredi vermekten daha çok kredi yapılandırmalarıyla geçirileceğini düşündürüyor. Dolayısıyla ekonomideki büyümenin kredi gazıyla sürmesi pek mümkün görünmüyor, sürmekte olan finansal sıkılaşma ise bunun cabası.


Ekonomik büyümeyi, krediye bağımlı hale getiren anlayışın elinde bundan başka bir çözüm olmadığını sürekli aynı döngüyü yaşamamızdan görmekteyiz.


Bu sefer gelmekte olanı ise şu Antep sözü üzerinden anlatayım:


Arpacıya borç eden, ahırını tez satar.



[1] Hatırlatmak gerekirse bankaların donuk alacaklarına ilişkin 90 gün olan asgari gecikme süresi 31 Aralık 2020 tarihine kadar geçerli olmak üzere 180 güne çıkarılmış, gecikme süresi 180 güne kadar olan kredilerin birinci ve ikinci grupta izlenmesine imkân tanınmıştı.

267 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör