Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

salyangoz


kemal gökhan gürses’in önsöz niyetine yazdığı nefis yazıda dediği gibi müslüman mahallesinde salyangoz satmayı değil, “salyangoz olmayı” anlatıyor bu kitap.

ilkin ermeni olmak, sonra ermeni olmaya kızmak, sonra tekrar ermeni olmayı anlamak, elbette sık sık mecburi ermenilik ve çoğunlukla da mecbur, türk olamama hali gibi git-gellerden oluşan ve bunların hepsinin de toplamı olan kısa tarihini anlatmış hayko bağdat.

bir yandan büyük toplumla hemhal olmanın, onlara güven duymanın önemini anlatmaya, korkularının yersiz olduğunu ispatlamaya çalışmasına tanıklık ediyorsunuz; diğer yandan kaybetmek, sürekli kaybetmek motivasyonuyla şekillenen ermenilik, bir toplumun hafızasından buldozerle geçilerek silinen bir halkın, kimliğine sahip çıkmasının yorucu halleri okuyorsunuz. aslında yaptığı, el birliğiyle kaybettiğimiz değerleri geri çağırma çabası.

kitapta ismi geçen “karagözyan kampı”, geçen sene okuduğum, başka bir romanı da hatırlattı: babası dişçi sarkis’in “dünyada en güzel şey, yaşamağtır oğlım” sözünü tutan; kökeni nedeniyle yaşadığı zorluklara rağmen içindeki yaşam coşkusunu yitirmeyen 6 çocuğun dillerini öğrenmek üzere geldikleri istanbul’da yaşadıklarını, geçmişle harman edilerek anlatıldığı mıgırdiç margosyan’ın “tespih taneleri” romanındaki ermeni çocuklarını... diyarbakır gâvur mahallesi’nde yaşarken gâvur; istanbul’da, diğer ermeni çocuklarının arasında, konuştukları diyarbakır türkçesi nedeniyle “köylü kürtler” diye nitelenen çocukları... bu coğrafyada adım attıkları her yerde yabancı ve kimliksiz olan, savrulan çocukları…

son söz: “ ‘önce söz vardı’ diyor ya kutsal metin; artık yok...”

#haykobağdat

11 görüntüleme

© AOY 2014