Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

Bat dünya bat!


Yaşadığı gerilimi “Rahat koltuğumda değil de alev almış bir tavada oturuyor gibi hissediyordum. Bacaklarım uyuşmuştu, ayağa bile kalkamıyordum.” diyerek anlatır Stanislav Petrov, ya da 2014’te yayımlanan belgeselin adıyla anacak olursak “The Man Who Saved the World-Dünyayı Kurtaran Adam”.

Cüneyt Arkın 1982’de kurtarmıştı dünyayı ilk; Petrov ondan bir yıl sonra hem de daha sahici kurtarır dünyayı. Nükleer savaşın kapıda olduğu 1983 yılının 26 Eylül ayında Sovyetler Birliği'nin nükleer füzelere karşı erken uyarı sistemi ABD'den ateşlenen beş tane fazla füze saptar. Bir füze saldırısı olduğuna ilişkin tüm bilgiler elinde olmasına; bildirmesi halinde bunun sorgulanmayacağını, aynı şekilde karşılık verileceğini bilse de önündeki ekrana inanmamayı tercih eder ve sistemin verdiği alarmın yanlış olduğunu rapor eder üstlerine. Nitekim Sovyet uydularının füze sandığı şeylerin bulutlardan yansıyan güneş ışınları olduğu sonradan ortaya çıkar.

Yaptığı basit bir akıl yürütmedir aslında Petrov’un: “ABD, bir nükleer saldırıya karşılık verileceğini bile bile neden nükleer füze fırlatsın ki?

Oysa Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanındaki Turgut Özben karakteri gibi “Bat dünya bat! Talih! İki gözün kör olsun da piyango bileti sat!” da diyebilirdi, Orhan Gencebay’ı dinleyip “Batsın bu dünya, bitsin bu rüya” diyerek gaza da gelebilirdi.

Dünya, nükleer bir savaşın kapısından böylesi bir akıl yürütmeyle dönüldüğü gerçeğini ancak Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra 1990’larda öğrenir. Stanislav Petrov ise daha sonra pek çok uluslararası ödüle layık görülür.

***

Tansiyonun yükseldiği dönemlerde sahneye Stanislav Petrov gibi aklıselim sahibi kişiler çıktığı gibi Kim Jong-un gibiler de çıkabiliyor. Küresel piyasalar, Kuzey Kore ve lideri ile çoktandır unuttuğu jeopolitik riskleri hatırladı örneğin.

IMF Başkanı Christine Lagarde, küresel ekonominin toparlanmaya devam ettiğini söylerken korumacılık politikalarının yanında siyasi belirsizliklerin de dünya ekonomisi için risk oluşturduğunu ifade etmek durumunda kaldı.

İçeride de durum farklı değil.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantı özetlerinde, gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy akımlarında risk iştahının azalmasına yol açabilecek olası gerekçe olarak karşımıza çıkmakta şu paragrafta:

Küresel iktisadi faaliyetteki mevcut olumlu tabloya rağmen, önümüzdeki döneme ilişkin aşağı yönlü riskler de bulunmaktadır. Özellikle Fed’in faiz artırımı ve bilanço küçültme politikalarına dair açıklanan normalleşme sürecinin beklentilerin ötesinde bir hızda hayata geçmesi durumunda, finansal piyasalarda gözlenen yüksek risk iştahı ve düşük oynaklık döngüsünün tersine dönmesi mümkündür. Böyle bir durum, gelişmiş ülkelerde menkul kıymet fiyatlarında dalgalanmalar yaratarak büyüme eğilimini zayıflatabilecektir. Ayrıca, jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle risk iştahının azalması gelişmekte olan ülkelere yönelen portföy akımlarında da dalgalanmalara yol açabilecektir.

Para Politikası Kurulunun yapıldığı 14 Eylül tarihinde gündemde olmasa da Kuzey Irak’ta yapılması planlanan referandumu da bu jeopolitik gelişmelerin yanına yazmak gerekiyor. Referandumun düzenlenmesi ve bağımsızlık kararının onaylanması durumunda Türkiye’nin bir takım siyasi ve ekonomik yaptırımlar uygulayacağı görülüyor. Türkiye piyasaları üzerinde etkileri olabileceğini de unutmamak gerekiyor.

***

Televizyonlarda benden bir kahraman olarak bahsedildiğini duyunca çok şaşırdım. Kendimi hiç kahraman olarak görmedim.” diyerek tevazu gösterir Petrov, “Sadece işimi yapıyordum.” diyerek de ekler.

Belki de çok abartmamak gerekiyor. Ne dersiniz?

Güzel bir hafta dileklerimle.


0 görüntüleme

© AOY 2014