Ara
  • Ali Orhan Yalcinkaya

Kırk Gün Sonra

"Oğul dönüp babasına, "Yoksulluk kaç gün sürer baba?" diyor.

Baba "Kırk gün, oğul" diyor.

Çocuk bu sefer de "Peki kırk gün sonra zengin olur muyuz baba?" diyor.

Baba "Yok oğul, alışırız" diyor."

Sarı Kahkaha, Murat ÖZYAŞAR


Yoksulluk, insanların temel gereksinimlerini karşılayamama durumu olarak tanımlanmaktadır.

Bir kişinin mal, hizmet ve haklardan kurulu düzeni normal yollardan elde edememesi olarak da ifade edilen yoksulluk bu tanımı itibariyle mutlak ve göreli özelliklere sahiptir.

Açlıktan ölme ve barınacak yeri olmama durumu yoksulluk olarak nitelendirildiği gibi gıda, giyim ve barınma gibi olanakları hayatlarını sürdürmeye yettiği halde toplumun genel düzeyinin gerisinde kalınması durumu da yoksulluk olarak nitelendirilmektedir.

Dünyada yoksulluğun sınırlarını belirlemek ve yoksul bireyleri ortaya koymaya yönelik çalışmalara yapılmaktadır.

Yoksulluğu ölçmede kullanılan en yaygın yöntem, yaşam düzeyleri yoksulluk sınırının altına düşenlerin oranıdır. Yaşam düzeyi ise hanehalkının aylık veya yıllık kişi başına tüketim harcamaları olarak tanımlanmaktadır. Alması gerekli temel gıda maddeleri sepetini dolduracak düzeyde kazanamayanlar yoksul olarak tanımlanarak, bu gıda ürünlerinin maliyeti de yoksulluk sınırını vermektedir. Bir başka ifadeyle yoksulluk sınırı, bireylerin minimum alım güçleridir.

Ülkeler arasında yoksulluğun boyutunu ortaya çıkarmada ise daha çok, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler gibi kuruluş ya da örgütlerin ülkelere yönelik yaptığı çalışmaların öne çıktığını görmekteyiz.

Örneğin Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın Gelişmişlik Endeksi ile sanayileşmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş sınıflamalarına sahip ülkelerin insana yaptıkları yatırım değerlendirilerek "insani gelişmişlik endeksi" oluşturulmaktadır.

Beklenen ömür, eğitim alma durumu ve kişi başına Satın alma Gücü Paritesi ile düzeltilmiş Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) endeksin üç önemli bileşenidir. Tüm ülke verileri bir araya getirilerek her bir bileşen için maksimum ve minimum değerler belirlenmekte, daha sonra her bir ülkenin üç ana bileşen için kayıpları hesaplanarak insani gelişmişlik endeksi bulunmaktadır.

Dünya Bankası ise yoksulluğun boyutu ve eşitsizlik konusunda hanehalklarının elde ettiği geliri küçükten büyüğe doğru sıralayarak, hanehalkının ilk yüzde 40’ının toplam gelirden aldığı pay:

- Yüzde 12’den küçükse, yüksek düzeyde eşitsizlik,

- Yüzde 12 ile yüzde 17 arasında ise orta düzeyde eşitsizlik

- Yüzde 17’den büyükse, düşük düzeyde eşitsizlik

ölçütü olarak belirlemiştir.

Yoksulluğun belirlenmesinde Gini katsayısı ve kişi başına düşen Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla (GSYH)'da gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi olarak kullanılmaktadır.

YOKSULLUK DÜZEYİNİ BELİRLEMEYE YÖNELİK YAKLAŞIMLAR

Alınması Gerekli Asgari Kalori Miktarı Yaklaşımı

Bu yaklaşım besin gereksinimine dayanmaktadır. Tüm nüfus için önerilen kişi başına ortalama kalori alımının altında olan hanehalkları yoksul olarak adlandırılmaktadır. Yöntemin sakıncası, yaşa, cinsiyete, kişiden kişiye, mesleki değişkenlere göre farklılık gösteriyor olmasına karşın tüm nüfus için aynı kalori normunun kullanılıyor olmasıdır.

Temel Gereksinimler Yaklaşımı

Temel gereksinimler yaklaşımı, insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için asgari düzeyde gıda, giyim, barınma, eğitim ve sağlık hizmetleri için yapmaları gereken harcamayı dikkate alır. Bu temel maddelerin hanehalkı başına düşen minimum harcama değeri ise yoksulluk sınırı olarak tanımlanır. Yöntemin sakıncası aynı mal ve hizmetin yerleşim yerinden dolayı farklılık gösterebilmesidir.

Ortalama Gelirin Yarısı Yaklaşımı

Bu yaklaşımda göreli yoksulluk tanımı kullanılarak, toplumda yaratılan ortalama gelirin yarısını yoksulluk sınırı olarak kabul edilmekte, gelirleri bu sınırın altında kalan bireyler yoksul olarak adlandırılmaktadır. Yöntemin sakıncası ise toplumda genel gelir düzeyi yüksekse, yoksulluk sınırının da yüksek bulunacağıdır.

Harcamaların Besin Gruplarına Ayrıştırılması Yaklaşımı

Bu yaklaşımda her hanenin yaş, cinsiyet ve meslek ölçütleri dikkate alınarak, bu ölçütlere göre hanenin tükettiği gıda miktarları, kalori ve besin değerlerine ayrıştırılarak bir model oluşturulur. Elde edilen sonuçlar günlük alınması gerekli kalori ve besin sınırının altındaysa bu haneler yoksul olarak kabul edilmektedir. Yöntem yaş, cinsiyet ve mesleklere göre alınması gerekli besin miktarlarını irdelediği için ayrıntılı çalışma yapmayı gerektirmektedir.

Leyden Yoksulluk Sınırı

Bu yaklaşım insanların kişisel kararlarına bırakılan bir yaklaşımdır. Sınır bireylerin kendilerini yoksul olarak hissettikleri nokta olarak belirlenmektedir.

***

Türkiye’de yoksulluk sınırının belirlenmesine yönelik yapılan düzenli tek çalışma ise Türk-İş Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırmasıdır.

Türk-İş her ayın son haftası “Açlık ve Yoksulluk Sınırı” araştırması yayımlamakta olup araştırma, Ankara’da yaşayan 4 kişilik bir işçi ailesinin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken asgari gıda harcaması tutarını ortaya koymaktadır. Çalışma Aralık 1987’den bu yana düzenli olarak her ay yapılmaktadır.

Gıda harcaması hesaplamasında, farklı yaş grupları için bilimsel verilerden hareketle oluşturulan beslenme kalıbı temel alınmaktadır. Hesaplamada bir işçinin fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak, yeterli ve dengeli beslenmesini sağlayacak gerekli kalori miktarı ve bunun karşılanacağı besinlerin cins ve miktarı esas alınarak, temel alınan gıda maddelerinin fiyatları, piyasadan, market ve semt pazarlarından sürekli ve düzenli dolaşılarak doğrudan tespit edilmektedir. Daha sonra derlenen fiyatlardan hareketle yapılması gereken asgari düzeydeki gıda harcaması tutarına ulaşılmaktadır.

Türk-İş Açlık ve Yoksulluk Sınırı Mayıs 2020 sonuçlarına göre Nisan’da 2.884 TL olan evli olmayan-çocuksuz bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin Mayıs’ta 2.961 TL olarak hesaplandığını görmekteyiz.

DİSK’in 2019 yılında yayımladığı Emek Araştırmaları raporu, Türkiye’de yaklaşık 9.9 milyon kişinin asgari ücret civarında bir ücretle çalıştığını, TÜİK’in Şubat 2020 verileri ise istihdamda 26.7 milyon kişinin olduğunu ortaya koymakta. 2020 yılı için net asgari ücretin 2.324 TL olarak belirlendiği ve Mayıs ayında evli olmayan-çocuksuz bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin 2.961 TL olduğu dikkate alındığında çalışan nüfusun yüzde 37’sinin asgari ücret civarında bir ücretle üstelik açlık ve yoksulluk sınırının altında hayatını sürdürmek zorunda kaldığı gerçeği çıkmaktadır.

Kaynak: Disk-Ar, Emek Araştırmaları 2016-2019

***

Çoğunlukla ekonomik yapıdaki işleyiş aksaklıklarının bir sonucu olarak karşımıza çıkan yoksulluğa adil olmayan vergi sistemi, yüksek faiz ve rant ekonomisi, piyasada tekelleşmenin olması, devlet teşvikleri, enflasyon ve işsizlik gibi faktörler neden olmaktadır. Ortadan kalkması ise bireylerin eşit koşullarla toplumun genel düzeyiyle aynı duruma getirilmesi ile mümkündür.

Çözüme doğru giden yolda ilk önce yoksulluğun olup olmadığının ortaya konulması zaruridir. Bu aynı zamanda “sosyal yardımların” kimlere yönlendirileceğine ilişkin sorunun da cevabını verecektir. Sosyal yardımlarda yalnızca gıda harcaması değil, giyim, konut, ulaşım ve diğer ihtiyaçların da dikkate alınması gerekmektedir.

Yoksulluk sorununun sadece ekonomik büyüme ve kalkınma ile çözüleceği varsayımı tek başına yeterli değildir. Dolayısıyla son derece karmaşık ve çok boyutlu nedenleri olan yoksulluğun çözümü yolunda atılacak en önemli adım gelir dağılımını düzeltecek politika ve yaklaşımları hayata geçirilmesidir.

64 görüntüleme

© AOY 2014